Geçtiğimiz haftaki iletişim konusunda; Kimse Beni Anlamıyor demiş, anlaşılamamaktan şikayet etmiştik… Biraz da paranın diğer yüzüne bakalım; acaba biz kendimizi net olarak ifade edebiliyor muyuz, karşımızdaki kişiye tam mesaj verebiliyor muyuz..? konusunu konuşmuştuk…
Bugün de biraz bu konudan devam etmek istiyorum. Çünkü önceliğin her zaman için mesajı veren kişide olduğuna inanıyorum; yani bizde. Biz açık ve net olmalıyız ki yanlış anlaşılma riskini en az düzeye indirelim…
Etkin İfade; aslında hepimizin bildiği ama kimi zaman uygulamayı unuttuğu beş temel unsurdan oluşuyor. Aslında biz kadınlar daha çok unutuyoruz bu unsurları :( Genelde de anlaşılmaktan şikayet eden biz oluyoruz zatenJ Neden unutuyoruz..? Bazen işimize gelmiyor, bazen karşımdaki ne düşünür kaygısı taşıyoruz, bazen de karşımızdaki kişiye güvenmiyoruz. Sebep ne olursa olsun; (bence) bildiğimiz ama uygulamadığımız bu kurallar iletişim bozukluklarına sebebiyet veriyor.
Peki nedir bu kurallar..? Öncelikle ne söylemek istiyorsak bunu dolaysız bir şekilde ifade etmeliyiz. Oysa bu, bizim için çok zor :( Genetik olarak seviyoruz çetrefilli konuşmayı, davranmayı… Seviyoruz üstümüze düşülmesini, ilgilenilmeyi, ne yapalım 
Hemen örneklendirelim; bir insana kırıldığımız halde bunu kendisine ifade etmez, bunun yerine soğuk davranırsak o kişi, bizim kendisine karşı tavır aldığımızı er geç anlayacak ancak anlamlandıramayacaktır.
Veyahut çocuğumuz kırık bir karne getirdiğinde ona kızgın davranmak yerine; hayal kırıklığına uğradığımızı söyleyebilir, notlarını düzelteceğine dair olan inancımızı dile getirebiliriz. Yine çok yorgun olduğumuz bir durumda çamaşırları asmak zor gelebilir. Yorgunluğumuzu dile getirmek yerine etrafımıza bağırıp çağırırsak çevremizdekileri gücendirebiliriz. Zira kimse yorgun olduğumuzun farkına varamayabilir…
Çevremdeki insanlarla iletişim kurarken çok dikkat ettiğim bir diğer husus da üçüncü şahısları araya sokmamaktır. İtiraf edelim; hepimiz dedikoduyu pek bir severiz. Şöyle okkalı bir türk kahvesi eşliğinde nasıl da güzel gider dedikodu yapmak
Oysa yaptığımız dedikodu; tıpkı küçüklüğümüzün kulaktan kulağa oyunları gibi; bir süre sonra öznenin kendisine tamamen farklı bir şekilde ulaşır ve biz de zor durumda kalırız. Bu sebeple birisine kızdığım yada kırıldığım zaman araya kimseyi koymadan, duygularımı direk o kişinin yüzüne söyler, kırgınlığımın sebebini anlatır, karşımdaki kişiden de aynı açıklığı beklerim. Hani “dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” durumunu hemen hemen hiç yaşamamaya çalışırım 
İkinci kuralımız ise zamanlama ile ilgili… Ne söylemek istiyorsak, bunu hemen dile getirmeliyiz. İşte geçmişte çok sık yaptığım bir diğer hata daha… Kısaca; “Biriktirmek” diyorum ben bu konu başlığına. Nasıl da seviyoruz biriktirmeyi… Nasıl da seviyoruz; tamamen başka bir konuda çıkmış tartışmayı “biriktirdiklerimizle” süslemeyi 
Bu sorunun en temel sebebi de “ertelemek” bana göre… Sıkıntılarımızı ertelemek, bize ters gelen konuları, karşımızdaki “aman kırılmasın” diyerek o an konuşmamak… Oysa unutmuyoruz, öyle değil mi..? Hele ki biz kadınlar..! Çok şükür ki allah bize “fil hafızası” vermiş
İşte tam da bu sebepten, kesin ve net anlamda çözemediğimiz ne varsa inanın ilerleyen tartışmalarda mutlaka gün yüzüne çıkıyor. Hayır, kendimden biliyorum. O kadar çok biriktirirdim ki herşeyi; en ufak bir tartışmanın ucu, en nihayetinde o anki konu ile hiç alakası olmayan ama benim için daha evvelden çözülmemiş bir konuya gelir dayanırdı… Özellikle – Di’li Geçmiş Zaman eki kullanıyorum zira uzunca bir zamandır bu hataya düşmüyor, en azından düşmemeye gayret ediyorum. İnanın bu konuya dikkat ettiğinizde, özen gösterdiğinizde herşey çok daha açık bir hale gelecek ve çok daha sağlıklı iletişim kurmuş olacağız karşımızdaki kişi ile…
Peki ya diğer üç kural…? Onu da yarın konuşalım mı..?
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder