Kilo vermek zor iş dedik, hızla
verilen kilolar aynen geri geliyorlar dedik, yavaş ama emin adımlarla devam
etmeli dedik... Sizin ne kadar fazlalığınız var bilemiyorum ama benim için yol itiraf
etmeli ki uzun ve zahmetliydi...
“Yasak arzu doğurur” sözü benim
mottolarımdan biridir. Hayatımda hiçbir şeyi, hiçbir zaman kendime veya karşımdakine
yasaklamamaya çalıştım. Bu sebepledir ki; çıktığım bu yolculuğun adını; kilo
verme operasyonu veya diyet / rejim başlıkları altında değil; yaşam şeklimi
değiştirme yolculuğu olarak belirledim. Yaklaşık sekiz sene oldu bu yolculuğa
başlayalı ve ben hala azar azar yiyorum her türlü yemekten. Zaten artık biraz
fazla kaçırsam midemden önce beynim uyarıyor beni; tutuyorum kendimi...
Spor elbette hayatın olmazsa
olmazları arasında. Lütfen “vaktim yok” demeyin bana. Siz yeter ki karar verin;
mutlaka vakit yaratacaksınız, inanın yazdıklarıma. Dün de bahsettim;
yinelemekte beis görmüyorum. Önce biz seveceğiz kendimizi. Önce biz değer vereceğiz
aklımıza, beynimize, vücudumuza. Hakettiği ilgiyi karşıda aramak yerine biz
sunacağız ona. Biz kendimizi sevdikçe ve değer verdikçe kendimize; hele ki ilk
adımı attıysak devamı gelecektir mutlaka J (Tam bu noktada
kızımın bayılarak defalarca seğrettiği ve benim de artık repliklerini
ezberlediğim Tinker Bell filminden bir alıntı yapmak istedim: “İnanç, güven ve
Peri Tozu J
Bizim Peri Tozumuz yok ama inanç ve güvenimiz var, öyle değil mi..?)
Ne diyorduk; süreleri yavaş yavaş
arttırarak, haftada üç gün yapılacak bir aerobik daha da sıkılaştırıyor
vücudumuzu. Ben de böyle yaptım. Peki uymadığım / uyamadığım zamanlar olmadı
mı; oldu elbette. Ama karalar bağlamadım. Nihayetinde hiçbirimiz robot değiliz.
Hele ki hergün aynı tempoda olmamız beklenemez, öyle değil mi..? Aerobik
yapamadığım günlerde vücudumu çalıştırmak adına yürüyüş yaptım. Ki bendeniz;
itiraf ediyorum ki yürümeyi hiç mi hiç sevmezdim. Bahanem de hazırdı her
zamanki gibi: Şehrin göbeğinde nereye yürüyecektim..? Trafik, keşmekeş, hava
kirliliği... Yürüyüş sakin ve temiz havada yapılmalıydı bana göre...
Bazı duyguların tadına bir defa
vardığınızda vazgeçemiyorsunuz. Beğendiği bir şarkıyı dinlemekten, bir filmi
defalarca izlemekten veya sunumundan hoşnut kaldığı bir restorana uğramaktan
nasıl ki bıkmıyor insan; inanın yürüyüş de öyle bir duygu... Bir kere harika
bir şehirde yaşıyoruz; öyle değil mi..? Bütün yolların denize çıktığı bir İzmirimiz
var bizim. Evet; maalesef boyozu da var, gevreği de var kilo aldıran ama
cibezi, radikası da var sağlıkla sunulan J
Günlerden bir gün ben de tadına
vardım nihayet yürümenin. Taaa tepelerden sallandırdım kendimi deniz kenarına.
Ayağımda eşortmanlarım, kulağımdaki kulaklıkta çalan Sezen nağmeleri eşliğinde
denizi buldum sonunda J Bir yandan Sezen’e eşlik ediyor, bir yandan da
yürüyordum denizle bir başıma. Masmavi deniz nasıl iyi geldi ruhuma. Yürümek
nasıl da arındırdı beni olumsuzluklarımdan. Şehirde el ayak çekildi sanki;
sadece ben ve deniz... İçiçe yürümekteyiz.
Yürüyüşlerim de tıpkı yaptığım
aerobik gibi azar azar çoğaldı hayatımda. Hiçbir zaman birden yüklenmedim
bacaklarıma. Diyorum ya; tüm gençliğimde çok acele ettim kilo vermek adına.
Artık akıllanmıştım, acelem yoktu, herşeyin tadını çıkarıyordum doyasıya. Çok
geçmeden müptelası oldum yürümenin J Bugün de mesafe ne
kadar uzak olursa olsun en azından bir noktaya kadar hala yürürüm...
Yürürken düşünürüm, ritim tutar,
eğlenirim, çözemediğim problemlerimi çözerim, kendimi dinlerim en başta. Bir de
şarkı söylerim sesli nihavent makamında J Hayatın tadına
varırım, çevremdeki her güzelliğe bakar, koklar, içimdeki nadide çerçeveye
koyarım.
Diyeceğim odur ki; fırsat
buldukça ve fırsat yaratarak yürüyün arkadaşlar. O zevki tadınca siz de
bırakamayacaksınız zira benim gibi. Ve göreceksiniz ki ne kadar çok yürürseniz
o kadar çabuk gidiyor kilolar, sıkılaşıyor bacaklar J Haaaa bu arada;
yürürken olur da sağda solda o bet sesiyle utanmadan bağırarak şarkı söyleyen
birine rastlarsanız o benim; kesin yolumu, tanışalım isterim J
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder